Adana Film Festivali'nde en iyi film, en iyi yönetmen, en iyi erkek oyuncu ve en iyi yardımcı kadın oyuncu dallarında ödül kazanan film 10 günde 22 bin izlenme sayısıyla gerçekten de iyi bir filme imza atıldığının kanıtını sunuyor.
Fatih Artman'ı ilk defa zayıf haliyle ve kısa saçlarıyla görünce Norveç'in yıldızı Anders Danielsen Lie'a benzettim. Bunu söylemeden geçemeyeceğim.
Yönetmen Onur Ünlü, ortamdaki sesi kısıp, stüdyo ortamında kaydedilen sesleri filme eklemeyi tercih ederek mükemmel bir işe imza atmış. Ses mühendisliği iyi olunca son jeneriği bekleyip ses dizaynının kime emanet edildiğini öğrenmek istedim. Tabii ki o isim onlarca başarılı projede yer alan Orçun Kozluca'ydı. İlk sahneden son sahneye kadar harika iş çıkarmış. Eski projelerinde gördüğüm ortam gürültüsünü kesemeyip konuşmaları anlaşılmaz hale sokan Onur Ünlü'yü kurtarmış.
Filmin birçok sahnesinde ışıklandırma eksikliği var ki bunu yönetmenin özel tercihi olduğunu düşünüyorum. Bu sahnelerde backround yeterince pozlanmış iken vurgulanacak kısımlar, karakterler ve onların yüzleri karanlıkta kalmış. Bu backlight tekniği ile yönetmen seyirciyi tıpkı Salim gibi gözleri az gören bir insanın durumunu hissetmesini amaçlamış olabilir, ışıklara duyarlı duruma. Bu amaçla yapılmış olmasının ona en iyi yönetmenlik ödülü getiren en büyük etken düşünüyorum.
Yönetmenin önceki projelerinde kullandığı kamera hareketlerine devam etmiş. Sahnelere dinamizm kazandırmak için kamera sallanmış da sallanmış. Filmin başında kullanılan vertigo tekniği bunun bariz örneği. O kadar yersiz kullanılmış ki, genelde yoğun duygu değişimini belirtmek için uygulanan vertigo tekniğini sıradan bir yolda yürüme sahnesinde kullanarak, sinema bölümü öğrencilerinin bile yapmayacağı hatalı bir örnek sunmuş. Bu tekniği, kullanmış olmak için kullanmış.
İlk slowmotion çekimi kullanılan sahnede duygusuzluğundan ötürü bu çekim tarzını gereksiz buldum.
Kısaca yönetmenin değişik teknikler kullanarak filmi deneme tahtasına çevirmeye çalıştığını düşünüyorum.
Yönetmen, kaza sahnesinin nasıl çekilemeyeceğinin örneğini izletti. Sanki tiyatro çekimi aypıyor. Çok amatörce geçiştirilen bu sahne filme vereceğiniz puanı düşürmeye yetiyor.
-Spoiler-
Genelevde Salim'in annesiyle olan sahnesinde diyalog, ışık ve plan çok etkileyiciydi. Salim'in Oedipus Kompleksi (Karşı cinsteki ebeveyni sahiplenme konusunda çocuğun beslediği duygu, düşünce, dürtü ve fantezilerin toplamı) olduğuna dair çıkarım yapılabilir. Annesine duyduğu sevgi, babasına duyduğu kin, karısıyla ayrıkması... Salim'in psikolojik durumunun ne boyutlarda olduğuna, kendisine söylenen hayvan kelimesinden etkilenmesi ve olaylara verdiği tepkilerden anlaşılabilir.
Filmi izlemeden önce isminden dolayı kör çiftin aşkını konu alacağını sanmıştım. Filmin teması, duyguların gören gözlere ihtiyacı yok.
Filmin konusunu piyanist kör bir kadın Handan Soylu'nun yardımsever zengin kocası Murat Soylu'nun öldürülmesi ve katilin ortaya çıkması oluşturuyor.
Filmi bir polisiye gibi değerlendirmemek lazım çünkü suçlular zaten apaçık ortadadır. Senaryo suçluları bulmaya odaklanmamıştır. Suçlular aranırken Salim'in aşk çerçevesinde gel-gitlerini, obsesif bozukluklarını ve hastalığın ilerleyişini anlatır. Spastisitesi varmış gibi görme kaybına uğrayan Salim'in hikayesini polisiye değil, psikolojik-dram kategorisine sokmak gereklidir.
Filmin en başında verilen Aristoteles'in "İhtiyarın gözü gencin gözü gibi olsaydı, o da genç gibi görürdü." sözü ile filmi birleştirmek çok güç.
Filmdeki çoğu karakterin kör olması ve Salim'in de kör olacağı, filmi göreceklere bir farkındalık sunuyor. Recep'in eşi Leyla'nın oyunculuğu, göremeyen bir insanın çaresizliğini en iyi anlatan karakterdi. O kadar iyi rol ki Hare Sürel'in en iyi yardımcı kadın oyuncu ödülünü kazanmasına hak vereceksiniz. Leyla'dan yeterince etkilenmişken, ayrıca psikolojisi bozulan Salim'in kör olmadan önce yapmak istedikleri, rüyalarında görmek istedikleri, anılarını saklamak için yaptıkları, fetişizmini hissetmekten çok görmek için yaptıkları ve ruh hali ile görme duyusunun önemini daha iyi anlamamıza imkan sağlıyor.
Salim görme yeteneğini kaybettikçe ses kayıtları yapıyor, arzularını yerine getirmek için acele ediyordu. Hayal dünyası gerçeklerin önüne geçecekti. Annesini hiç göremeyen doğuştan kör insanlardan etkilenip annesini ziyaret ediyordu.
Salim'in karanlığa gömülüşü ile cinayet zanlıları olan Recep, Handan, Leyla ve şoför Suat'ın sonu da filmin bitişi ile karanlığa dönüşüyor.
Salim, kör olmanın acısını, körlerin çaresizliklerini gördükten sonra, tamamen kör olurken yaptığı hayvani bağırmayla veriyor.
Puanım 6/10
-Alp E. Erdoğan (Mayıs, 2018)



