Ana içeriğe atla

Wild Wild Country: Sundance Resmi Seçim



Manevi arayışa dünya sathında bir temayülün olduğu bir dönemde olduğumuzdan konusu başarılı bir şekilde seçilmiş. Bu tip dizilerin konu ettiği kişi ve olaylar ilk bakışta bizi pek de alakadar etmiyor gibi gözükse de, ufak bir köyü andıran geoit şekilli gezegenimizde, diğer devletlerin ağabeyliğini üstlenen memleketin tüm dertleriyle hemhal olduğumuzu bir kez daha anlamış oluyoruz. Konu bize çok da yabancı değil, çünkü karakterlerin adları buralara kadar çoktan gelmiş.
Dünyanın öbür ucunda, Hindistan’dan başlayarak Amerika’da sükse yapan ve tekrar tilkinin kürkçü dükkânına dönüşünü andıran bir geri vitesle ana yurduna dönen bir tarikatın –veya dinin- hikâyesi anlatılıyor belgeselde.



Bahsi geçen tarikat (yahut din), sonrasında ‘Osho’ namıyla meşhur olmuş bir lider önderliğinde (felsefe profesörü) ‘guru’luğun ata sporu olduğu ülkede başlıyor. Batılıların gelmesiyle yeni bir sayfaya yazılmaya başlayan bu tarikatın tarihi, koca bir eyalete tehdit olacak kadar büyüyor. Para kazanmasını bilen bu safiyane(!) şeyhler, kendilerinden sonraki kazanç kapısını da açmışlardır. Bu eğilim neyse ki, bugünlük kaybolmuş.

Belgeselde, neler yaşandığı -yerli ve mürit çatışması- karşılıklı (çapraz) anlatımlarla destekleniyor. Belgesel, tipik bir Amerikan sineması anlatım şeklini benimsemiş. Kamera kullanımından tanıkların konuşturulması sırasına kadar, eski kasetlerin kullanımından müziklerin temposuna tam bir Amerikan üslubu hüküm sürüyor. Yine aynı ekolün etkisiyle kurguda resim ve videolar hızlı bir süreklilik içinde izleyiciyi paralize ediyor. (Bu teknik, hâlâ reklam sektörünün temelini ve ‘Hollywood’ sinemasının ana hattını işgal etmektedir.) Vaktinde fazlaca çekilmiş kayıtların payı da yadsınamaz bir yer tutuyor.
Bu belgeselde beni çeken taraf, her cemaat veya dinî grubun başlangıcından bitimine kadar geçen sürenin dışarıdan bir bakışla incelenmesidir. Bu mesele şu sıralar güncel politiğimizin bir parçası olmasının haricinde, cemaatleşmeler ülkemizin gerçeği olarak her an peşimizde. Cemaatleşmenin insan tabiatında Göbeklitepe’den itibaren yeri olduğu artık tartışılmaz bir gerçektir. Her gruplaşmanın hırslarını paylaşan ‘Rajnişîler’, diğerlerinden daha dünyevi olmakla ayrılıyor. Reislerinin (peygamber de denilebilecek karakterin) patavatsızca harcama yapması ve mutantan bir hayata katılması bile buna dayanak olarak verilebilir. Tevazunun reddedildiği, şeyhin uçmadığı, müridin uçurduğu bu tarikat manevi boşluktaki zengin batılıların odağı haline gelmesinden itibaren servet kazanıyor. Tamamen piramidal sistemin (en iptidai örgütlenme biçimi) uygulandığı yapılanma, insanı hayrete düşürecek kadar putlaştırılan ve kontrolünü kaybeden bir önderin neler yapabileceğine dair çarpıcı hakikatler ortaya seriyor. Bu faaliyetler o derecede çılgınlaşıyor ki; müritlerine uyuşturucu veriyor, vatandaşlarını zehirliyor, hatta düşmanlarını öldürmeye teşebbüs ediyor. Bunu yanında ise belgeselde bunlara sebebiyet veren gelişmeleri de işliyorlar. Anlaşılıyor ki, masum olmadığı aşikâr olan takipçiler ve üst kadro (özellikle üst kadro) reaksiyoner harekete geçmelerinin sancılarını çekmişler.



İbn-i Haldun, her topluluğun doğumunu ve ölümünü, onların neden bir arada kalabildiklerini çok sade bir dille anlatarak şahsımın hayranlığını kazanmıştır. Büyük sosyolog iyi bir şekilde anlaşılırsa bu merhaleleri kestirebilecek seviyeye gelinebilir. Topluluğun popüler dinlerin aksine sert bir savunmaya geçmesi ve sosyeteyi dış dünyaya kapatmaları temel hataları oluyor ve çöküş dönemi başlıyor. Televizyon kanallarının bunları dert etmesi ve savcılığın enerjilerini bunlara kanalize etmesi olayları hızlandırıcı vazife görüyor.



Genel anlamda belgesel, objektif olarak çekildiğini düşündürüyor. İzleyicinin odağını çekmekte pek mahir olan yönetmen, tüm seri boyunca kronolojik takip etmemesi ise ayrı bir soru işareti olarak kafamızda duruyor. Mürit sayısının artırılmasını ilk bölümden itibaren düşünmüştüm, fakat hükümet saflarından karşı cepheye fazlaca bakılması gerektiğine son bölümün ortalarında karar verdim.
Darısı aynı tematik belgesellerin ülkemizde de yayılmasına…


-Mukbil Terzi (Mayıs, 2018)